mesele 1: problem tesbiti

ingiltere’de doktora yapan turk ogrencilerin, gorebildigim kadariyla, akademik ortamdaki en buyuk sorunlarinin basinda problem tesbiti ve akademik yazma gelmekte. burada bu mesele hakkinda  konuşmak amacım. oncelikle, her zaman vurguladigim gibi, bu noktadaki kendi tecrubemden yola cikarak sonuca varmaya calisacagim. dolayisiyle, burada yazdiklarim yalnizca ve yalnizca kendi gozlemlerime dayanmakta, her hangi bir kesinlik arzetmemekte ve elestiriye ya da duzeltmeye tamamen acik bulunmaktadir. problem, aynı zamanda, yurtdisinda doktora yapanlar kadar yurticinde yapanlara da hitap etmekte.

bir doktora ogrencisinin basina gelebilecek en buyuk hayal kirikliklarindan biri hic suphesiz, kendisinin cok cabaladigi, uzerinde kafa patlattigi, saatlerini harcadigi ve dahi ugruna uykularinin kactigi bir meselenin ertesi gun danismaninin onune konuldugunda reddedilmesi, degersiz gorulmesi ya da beklenilen degerin verilmemesidir. bu durum doktora ogrencilerinin tahminimce yuzde doksaninin en az bir kez basina gelir. bu ve buna benzer durumlar daha cok doktora asamasinin basindaki problem tesbiti asamasinda karsilasilir. tanidigim bir cok turk doktora ogrencisi bu sancili sureci benzer sekillerde yasadi maalesef. fakat bu surec bu kadar sancili olmak zorunda mi ya da soyle soralim: neden bu kadar sancili oluyor?

ilk olarak, ingiltere’deki uc tur danisman (supervisor) tipinden bahsedecegim. cunku danisman tipi ile turk ogrencilerin doktora sureclerinin mahiyeti ve sekli arasinda kuvvetli bir iliski oldugunu dusunuyorum. daha sonra da doktora probleminin yani uzerine doktora yapilan konunun onemini orneklemeye calisacak ve nihayetinde turk ogrencilerin bu konuda yasadiklari zorlugun kaynagi uzerine kafa yoracagim.

yaklasik dort yildir suregelen ingiltere’deki akademik hayatim boyunca uc cesit danisman tipiyle karsilastim diyebilirim:

birincisi, bir cok seyi ogrenciden bekleyen, doktora boyunca “evet guzel bir calisma” ya da “hayir bu olmamis, su su noktalari tekrar gozden gecir” demekle yetinen ve doktora boyunca ogrenciyi yapayalniz birakan danisman tipidir ki, bu tip, ingiltere egitim sistemi icerisinde en “ideal” olarak algilanan tez danismani tipidir. cunku sistem, ogrenciyi kendi basina arastirma yurutmeye ve akademik calisma yapmaya zorlamak uzere kurulmustur. (yaptiginiz tezin ne kapaginda ne diger sayfalarda danismaninizin adi gecmez. yalnizca tesekkur edersiniz, istiyorsaniz.) bu turden danismaniniz varsa yasayacaginiz en buyuk afallama, onun sizin de, yukarida bahsettigim, kendi kendinize bir seyler yapmayi telkin eden sistem gerceginin farkinda oldugunuzu varsaymasi ve fakat sistemin niteliklerini sizin surec icerisinde (aylar sonra da olabilir, yillar sonra da) farketmenizdir.

nadir de olsa, bir diger danisman tipi de vardir ki, bu danismanlar ogrenciyi kendisi yonlendirir, ne yapmasi gerektigini soyler, belirli zaman araliklariyla okuyacaginiz kitaplardan uzak duracaginiz kaynaklara kadar belirler. sert elestiriler yapmaz. iste bu tip de turk ogrencinin gozundeki ideal danisman tipidir, fakat gerek ingiltere yuksek ogrenim sistemine gerekse arastirma yetisi kazandirma acisindan cok kiymetli sayilmazlar. bu gruptaki danisman turune denk gelen turk ogrenci cogu zaman ‘sansli’dir ve pek de zorluk cekmez. fakat, nacizane kanaatimce, eger meselenin yani ozgur arastirma yapmanin onemini kavrayamazsa, akademik hayati bir ekmek kapisi olarak gormekten oteye gidemez.

bir diger danisman tipi de, ogrenciyle hic ilgilenmeyen, surekli ne kadar yogun oldugundan bahseden, emaillere dahi gec cevap veren, ogrenciyi ‘aman bosver’ moduna sokan danisman tipidir ki, her iki gruptan da beterdir ve benim tez danismanimi ilk grupta bahsi gecen turdeki bir danismanla degistirmeme yol acmistir. ayni durumla karsi karsiya kalanlarin, vakit kaybetmeden degisim yoluna gitmeleri gerekebilir.

danismaninizin bu gruplardan hangisine dahil oldugunu ancak tecrubeyle ya da yasanmis tecrubelerden istifade ile ogrenebilirsiniz. o yuzden danisman secme asamasi cok kritik bir asamadir, fakat kimseyi tanimiyorsaniz aslinda yapacak cok da bir seyiniz yoktur. ilk gruptan bir danismana denk gelenler, cok belali bir doktora sureciyle karsi karsiyadirlar ve bunun farkina cok erken bir asamada varirlar. en buyuk sorun da ‘problem tesbiti’ asamasinda kendisini gosterir. eger bu sancili asamayi atlatmissaniz sonrasi daha kolay gelecektir, fakat bu asamayi atlatmak tahmin ettiginizden daha uzun zaman alabilir.

doktora yapmayi yaygin bir deyim olan igneyle kuyu kazmaya benzetebiliriz. fakat burada kuyuyu kisinin katkida bulunmayi amacladigi akademik dunya olarak dusunursek zaten hazirda var olan bir kuyuyu daha da genisletmek olur amac. kuyuyu kazmaya calistigimiz igneye de doktorada uzerinde calistigimiz konu yani doktora problemimiz diyebiliriz sanirim. (bu igne doktora sonrasinda baska ignelerle yer degistirecektir. fakat kazilan kuyu hep ayni kalacaktir.) ignemiz yani ‘problem’ oyle bir sey olmali ki, 3-4-5 yil boyunca kuyuyu kazmaya dayanacak kadar guclu ve bir o kadar da islevsel olmali. ne kadar buyuk bir katki sagladigindan cok kuyuya, katki saglayip saglamadigini dusunmek zorundayiz once. iste bu noktalarda turk ogrenciler zorluklarla karsilasmakta. birincisi, ignenin ne kadar guclu ve dayanikli oldugunu dusunmeden ve ikincisi de katki saglayip saglamadigini irdelemeden kuyuya giriyoruz. buna soyle de diyebiliriz: 1) ongoruden yoksunuz. yani meseleyi enine boyuna dusunmeden, sonuclari ve sonraki asamalar hakkinda kafa yormak aklimiza bile gelmeden meseleye atliyoruz ki bu da bizi ikinci kusurumuza goturuyor. 2) sabirsiziz. yeterince zaman harcadigimizi, kafa yordugumuzu dusunsek de aslinda bir an evvel sonuca ulasmaya hedeflendigimiz icin aradaki onemli olabilecek ayrintilari gozden kaciriyoruz. tum bu yazdiklarim butun turk ogrencileri kapsamasamamakta tabi ki. fakat bu bahsi gecenlerin ortak problem olarak ortaya cikmasi meseleyi bireysellikten toplumsalliga tasimakta, diyebiliriz. bu baglamda universitedeki ogreticilerden universitelerin ogretim sistemlerine kadar bircok sey gozden gecirilmeli. aklima gelen bazi noktalar:

1. ogrencilere verilen ders sayisi mumkun oldugunca azaltilmali. donem basina 3 dersten fazla verilmemeli.

2. dersler, ogrenci merkezli yurutulmeli.ogretmeni empoze etmekten men etmeli, ogrenciyi dusunmeye sevketmeli.

akliniza gelen eklenecek noktalar olursa memnun olurum.

…devam edecek…

Advertisements

5 thoughts on “mesele 1: problem tesbiti

  1. Yazınızda Türkçe karakterler kullanmanızı yeğlerim, her cümleye şüpheyle yaklaşıp üzerinde Türkçe karakterler deneyip yinelemek hiç hoş değil.

    İçeriğine gelince güzel bir konuya değinmiş ve biz yeni nesil İngiltere akademisyen adaylarını aydınlatmışsınız, şahsım adına faydalandığımı söyleyebilirim, teşekkür ederim.

  2. Ozellikle 2 tespitinize can-i gonulden katiliyorum, kendimde de goruyorum. Buna asil sebep tabii ki yurt icinde 15-16 yil boyunca icinde yer aldigimiz orgun egitimden kaynaklaniyor. Hoca der, odev verir; biz yapariz. Fazlasina kafa yormayiz. Hoca cerceveyi cizer, biz de icinde sikayetsiz kaliriz. Labirentin icindeki fare gibiyiz aslinda, cikisi bulmaya calisirken hoca hep “saga don, sola don, dikkat tuzak” desin istiyoruz. Ya da tam tersi, cikisi panikle ararken carpa carpa, Allah’a emanet ilerliyoruz.
    Insanin kendisinin hangi grupta oldugu ile alakali sorgulamaya vesile olan bir yazi olmus, tesekkurler.

  3. yorumlariniz icin tesekkurler..

    ayse hanim, haklisiniz fakat, aslinda, meselenin tek tarafli olmadigini da dusunuyorum. suphesiz ki hoca-talebe iliskisinin mahiyetinin ya da ogretim sistemindeki eksikliklerin yeri buyuk bu meselede. yalniz bu kadar basit olmasa gerek. bu konuda biz ogrenciler de sorumluyuz. mevcut sistemden memnun olmayip ders disinda farkli kurumlarda eksiklerini gideren ya da hocalariyla iletisimde olup farkli tavsiyelere basvuran cok ogrenciye rastladim. yani aslinda labirente mahkum degiliz, belki de… fakat bu da iyilestirilmesi gereken bir cok eksigin var oldugu gercegini degistirmez. asil mesele, kurumlarimizin bize yaptiklari degil, kurumlarimizin kendi kendilerine ettikleri hatalar olabilir ancak. bir kurum vazifesini kurulus amaci dogrultusunda yerine getiremiyorsa, en buyuk kotulugu kendine yapmistir, dersek yaniliyor olmayiz kanaatimce. oncelikle universite taniminin uzerinde durulmasi gerek sanirim.

  4. Soyledigimiz seyler cakisiyor aslinda tezenzi. Cunku be ntam olarak bu sekilde yetistirildigimizi ve oyle oldugu surece sorgulamadigimizi; yazinizinsa bu sorgulamaya sebep oldugunu soyledim.
    o yuzden bizim “universite”, “ogrenci”, “bilimsel arastirma” gibi kavramlar uzerinde dusunmeye ihtiyacimiz var.

sizce?

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s