Akademisyen bir annenin 1. yılı

Temmuz ayında yalnızca kayda geçmek amacıyla yazdığım ancak artık yayınlamaya karar verdiğim bir yazı:

Hem anne hem de akademisyen olarak tam 1 yılımı bu ayın 2’sinde tamamladım. Bu yazıyla da geçen bir yılımı muhasebe etmeyi amaçlıyorum. Aynı zamanda bu yazının akademideki bir annenin hayatını kısmen de olsa resmetmesini ümit ediyorum.

16 hafta süreli doğum iznim biter bitmez işe geri döndüm. Ama dönüşüm daha eski. Bebeğim 43 günlük iken okula gelmeye başladık. Önceleri yalnızca konferanslara katıldık kızım ile. Bebeğimin dışarıya çıkmayı ve özellikle de üniversitedeki ortamı çok sevmesi beni teşvik etti. Öyle ki evde bir türlü memnun edemediğim bebek okulda mum gibi oluyordu. Sanırım üniversitedeyken her saniye onun yanında olmam ona güven verdi. Evde başka bir odaya bile gitmem ağlama krizi sebebi idi. Belki de benim duygularıma göre değişiyordu duyguları. Zira ben de özellikle o dönem üniversitede bulunmaktan çok zevk alıyordum. İznimi 1 yıl kadar uzatma düşüncem de kızımın beni cesaretlendirmesiyle yok oldu.

İznim biter bitmez Londra’da bir konferans için sunum özeti göndermekle işe başladım. Hemen hemen her gün okula bebeğimle geldik. Daha önceden de söylediğim gibi konferanslara, seminerlere, toplantılara beraber katıldığımız çok oldu. İlk aylar çok daha kolay yürüyordu işler ama bebeğim büyüdükçe dayanma süresi de kısaldı, uyku saatlerinin düzene girmesiyle de programlarım onun uyku saatleriyle bazen çakışır oldu. Daha sonra yalnızca toplantım olduğu süre boyunca bebeğim uyurken ya da uyanıkken ilgilenilmesi için zaman zaman yardım aldım.

blogger-image--1095183465

Sunum özetini bile hazırlamak 4 aylık bir bebekle çok zor oldu. 1 ayımı yalnızca “abstract” için harcadım. Konferans sunum metnini hazırlamak daha da yorucu idi. Metnimi hazırlamak 4 ayımı aldı. Bunun dışında üniversite içinde görevli olduğum projeler için de çalışmalar yapmak durumunda idim. Evde olduğumuz süre boyunca bebeğimiz ile eşim ilgilendiği için ben kısmen daha rahat ve özgürdüm. Kendi çalışmalarım dışındaki çalışmaları da daha çok akşam evde olduğum zamanlarda ya da hafta sonları yaptım. Okulda ise daha çok, toplantılar, seminerler dışındaki zamanlarda kendi işlerimle ilgilenmeye çalıştım.

Çoğu zaman kucak aşığı kızım kucağımda iken çalıştım. Yazarken klavyeyi uzakta tutmak zorunda kalmak (aksi taktirde metninizde djfdjgjgflşü şeklinde anlamsız ifadelere yer vermek durumunda kalıyorsunuz) dışında çok sıkıntı olmadı. Diğer taraftan da hem bebeğimle ilgilenmiş, hem de işlerimi halletmiş oldum. Her zaman önceliğim bebeğim olduğu için o sıkıldığında çalışmayı bıraktım. O izin verdiğinde çalıştım, o istemediğinde bıraktım, onunla ilgilendim. Dolayısı ile, benim için en kıymetli zaman bebeğimin uyuyor olduğu zamanlar oldu tabi ki. Şanslı mıyım şanssız mıyım bilinmez, geceleri uyumayan kızım gündüz saatlerce uyuyordu.

WIN_20150527_133629

zaman zaman yaramazlıklar yapmadık diyemem ikimiz adına da 🙂

Bebeğim uyuduğu süre zarfında çalışırken iki şeyi uyguladım:

1. Zamanımı verimli kullanabilmek için bebeğim uyurken kronometre ile çalıştım. Bu benim çalışmam dışındaki şeylerle ilgilenmemi engelledi.

2. Her gün kaç saat bu şekilde hiç başka bir şeyle uğraşmadan çalıştığımı hafta hafta oluşturduğum kağıtlara yazıp duvara yapıştırdım. Bu da motivasyonum açısından faydalı oldu.

Bir de öyle sanıyorum ki bu iki şey ve her gün aynı saatte çalışmaya başlamak benim konsantre olma yönümü geliştirdi. Bir süre sonra çalışma başına oturduğum ilk dakika içinde konsantre olmaya başladığımı fark ettim çünkü. Kızım uyandığında da böylece gönül rahatlığı ile onunla ilgilendim. Bazen sesli olarak makale okudum, pür dikkat beni dinledi. Masal da okusam nasılsa aynı tepkiyi alacaktım 5-6 aylık bir bebekten 🙂

blogger-image-1135675652

çalışmak için en kıymetli zamanlar// ofiste

ev-ofis

uykusuz gecelerde de dert ortağı olduk. uykusuz olan ben değildim tabi.

Londra’da konferans sunumunu tamamlamak nasip oldu. Daha sonra Londra’da yaptığım sunumu, ana problemi aynı olmakla beraber kendimce zayıf noktalarını ve eksiklerini de giderdiğim ve birkaç argüman daha eklediğim haliyle ASBÜ’de sundum. Daha sonra listemdeki sıradaki iş bu kadar emek harcadığım bir çalışmadan bir makale elde etmekti. Yazdığım makaleyi de Haziran ayında bir dergiye gönderdim. Ardından hemen sırada bekleyen book review işine kalkıştım. Bu işlerim dışında da verilen görevleri elimden geldiğince yerine getirdim. Akademisyen anneliğin ilk yılı böylece 2 Temmuz’da son buldu. Özetle az iş, çok emek.

Bu süre içinde daha çok taktir edici tepkilerle karşılaştım. Ama ne kadar zor ve yorucu olduğunun dışarıdan görmekle ya da anlatmakla anlaşılmadığını biliyorum. Ama bu yolun hem bebeğim hem kendim için en iyisi olduğuna inandığımdan dolayı katlanması çok zor olmadı.

Bu kadarını bile yapabilmemde hiç şüphesiz üniversitedeki odamı bebek için yaşanır hale getirme ve her türlü akademik aktivitede bebekle bulunma konusunda ben dahil herkesi destekleyen ve teşvik eden rektörümüz Ömer Demir’in rolü en büyüğü oldu. Türkiye’nin ya da kadınların demiyorum, tüm dünyanın ve tüm insanların böyle anlayışa ve güvene ihtiyacı hala çok büyük.

Sevgili eşimin desteğini ise anlatmakla bitmez. Hangi birini söyleyeyim.

Şimdi taslak halindeki Book Review hala benim ona dönmemi bekliyor. Yazın getirdiği rehavetten midir yoksa benim yorgunluğumdan mı bilemiyorum bir türlü bitiremiyorum çalışmayı. Hayır olsun.

Advertisements

sizce?

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s